Ne kolay ne ucuz ve aynı zamanda ne çirkin bir ithamdır bu. Özellikle düşünmenin, sorgulamanın, itiraz etmenin ne demek olduğunu bilmeyenlerin dilinde…
Kendi gibi düşünmeyenlere; bilgisiyle, kültürüyle, vicdanıyla, düşüncesiyle karşısında duramadığı insanlara, zaten kıt olan kelime dağarcığındaki 100-200 kelimenin arasından seçip çıkardığı en kullanışlı yafta… Bir kez ağızlara düştü mü anlamını yitiren, fakat öfkeyle çiğnenmeye devam eden bir sakız gibidir: “Vatan haini!”
Ormanlarının talan edilip yerine beş yıldızlı oteller dikilmesine ses çıkarmaz bizim çakma vatansever. Bir avuç insanın çıkarı uğruna doğanın katledilmesini, derelerin kurutulmasını, toprağın zehirlenmesini görmezden gelir. Ama buna itiraz eden, ağacına, suyuna, toprağına sahip çıkan birini gördüğünde yaftası hazırdır:
“Vatan haini!”
Yabancı şirketlere peşkeş çekilen memleketin kaynaklarına bakmaz; o kaynakların başında nöbet tutan, geleceğini ve çocuklarının yaşam hakkını savunan insanı vatan haini görür.
Yerin yüzlerce metre altında, ölümle kol kola çalışarak evinin rızkını kazanmaya çalışan, buna rağmen aylarca hakkını alamayan emekçiler vardır ya… İşte onlar da onun gözünde “vatan hainidir.”
Anayasal hakkını kullanan öğrenci zaten vatan hainidir.
İtiraz eden akademisyen vatan hainidir.
Gerçeği arayan gazeteci vatan hainidir.
Hakkını arayan işçi vatan hainidir.
Adalet isteyen yurttaş vatan hainidir.
Peki siz hiç, kendi siyasi tercihinin dışındaki herkesi vatan haini ilan eden bu “vatansever(!)” kişinin, ezilen bir emekçinin yanında durduğunu gördünüz mü?
Hakkı yenilen bir mazlumun elinden tuttuğunu…
Adalet arayanın sesine ses kattığını…
Evladını okula aç göndermek zorunda kalan bir babanın kapısını çaldığını…
Açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen insanların sofrasına oturduğunu…
Haksızlığa uğrayanın kimliğine, siyasi görüşüne, mezhebine, memleketine bakmadan “Bu haksızlıktır!” dediğini…
Çoğu zaman hayır.
Çünkü onun vatan sevgisi, vatanın kendisinden çok, vatan adına konuşma imtiyazıyla ilgilidir.
Vatanı sevmek; bayrağı eline alıp başkasını susturmak değildir.
Vatanı sevmek; kendi düşüncene benzeyeni vatandaş, benzemeyeni hain ilan etmek hiç değildir.
Vatan; üzerinde yaşayan insanların toprağıdır.
Emekçinin alın teridir.
Öğrencinin hayalidir.
Çocuğun geleceğidir.
Köylünün tarlası, işçinin ekmeği, annenin umudu, babanın eve götürdüğü rızıktır.
Ve belki de en önemlisi…
Vatan, insanın onuruyla yaşayabildiği yerdir.
Bir ülkede insanlar hakkını aradığı için hain, sorguladığı için düşman, itiraz ettiği için tehdit olarak görülüyorsa; kısacası özgür değilse, o insanlar için artık vatan olmaktan çıkmıştır.
“Kim vatanı seviyor?” değil; “Bu vatanı kim, nasıl bir ülkeye dönüştürüyor?”
Çünkü bazen vatanı en yüksek sesle savunduğunu söyleyenler, vatanın kendisine en az kulak verenlerdir.
Ve bazen…
Vatan hainliğiyle suçlananların tek suçu, vatanı birilerinin mülkü değil, herkesin ortak yurdu olarak görmekten ibarettir.
Ne güzel demiş mavi gözlü Atatürk’ümüz:
“Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.”
Sloganlarla değil, gerçekten vatanını seven; üzerinde yaşayan halkın huzurunu ve mutluluğunu isteyen herkese esenlikler dilerim.