Şimdi pek kalmasa da bir ara arkadaş sohbetlerimizin en sık tartışılan konularından biri, toplumsal iyileşmenin idarecilerden mi yoksa halktan mı başlaması gerektiğiydi.

Gençlik zamanlarımda düzelmenin yukarıdan, yani devleti yönetenlerden başlaması gerektiğine inanıyordum.

Yaşım ilerledikçe, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da fikrim tamamen değişti;

Bence bu düzelme, Finlandiya örneğinde olduğu gibi halktan başlamalı, ilk kıvılcım halkın zihniyetinde ve dayanışmasında parlamalıdır.

Her ne kadar Farabi bu konuda “Teoride evet ama pratikte zor” dese de buna karşılık Platon'un “Filozof Kral” fikri, halkın yönetime doğrudan katılımının olduğu toplumlara daha uzak görünüyor.

Platon'un bu fikri “bilge azınlığa” dayanır.

Halbuki bizim güzel ülkemizde herkes bilge(!); herkes her şeyi bilir, bilmedikleri tek şey “Bilmiyorum” kelimesidir.

Maalesef eğitim düzeyi gelişmemiş veya yeterince olgunlaşmamış toplumlarda demokrasi, kendisinin celladı olabiliyor.

Platon’a göre halk (çoğunluk), her zaman doğru karar verecek bilgiye sahip değildir; bu yüzden yönetim bilgiye değil, popülerliğe dayanır.

Demokrasi ortamında halkı etkileyen hatipler (demagoglar), gerçeği değil halka hoş geleni söyleyerek iktidara gelebilir.

Bu da sonunda tiranlığa (tek adam yönetimine) ve kleptokrasiye —yani bir ülkede yöneticilerin devlet gücünü kullanarak kamu kaynaklarını çalması, zimmetine geçirmesi veya kötüye kullanmasıyla sonuçlanan düzene— yol açar.

Yapılan bu ahlaksızlığa dini veya milli değerler üzerinden bir kılıf uyduruldu mu, "ballı kaymak" olur artık.

Meşhur 17-25 Aralık sürecinde para sayma makineleriyle birlikte ayakkabı kutularındaki milyon dolarlar için, o parayla “Kâbe'nin örtüsü değiştirilecekti” diyeninden tutun,

“Bosna Hersek'te cami yaptırılacaktı” diyenlerin dahi olduğunu hatırlarsınız.

Ahlaklı, dürüst ve adaletli insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede;

Farabi'nin ifadesiyle “Faziletli İnsanların” bulunduğu yerde, yöneticiler de devlet de faziletli olur.

Erdemli bir düzen ancak onu arzu eden bir toplumla mümkün olur.

“Çalıyor ama çalışıyor” zihniyetiyle hırsızlığı ve yolsuzluğu makul gören bir halk ile ancak fasık bir toplum oluruz;

Fasık toplumdan da fasık yöneticiler doğar.

Söylenecek çok söz var lakin yerimiz dar.

İnsanların düşünce ve ifade özgürlüğünü korkmadan yaşayabildiği; felsefenin, bilimin ve aklın değer gördüğü günlerin ümidiyle...

Herkese esenlikler dilerim.