Resmî aracıyla deprem bölgesindeki yardım malzemelerini çalıp satan emniyet müdürünü mü?

Kızılay eski başkanı Kerem Kınık’ın kızının, gencecik bir kuryenin ölümüyle sonuçlanan ve yüzde yüz kusurlu bulunduğu kazada bir gün dahi tutuklu kalmamasını mı?

Rabia Naz Vatan’ın ölümünde delilleri karartıp, adalet arayan bir babaya "deli raporu" aldıracak kadar gözü dönen siyasi gücü mü?

Hangisini görmezden gelelim?

Patronu olan AK Parti Milletvekili Şirin Ünal’ın silahıyla intihar ettiği öne sürülerek dosyası kapatılan Nadira Kadirova’yı mı?

Dönemin Milletvekili Tolga Ağar’ın cinsel saldırısına uğradığı iddiasının ardından şüpheli ölümü örtbas edilen gencecik gazeteci adayı Yeldana Kaharman’ı mı?

Altı yıldır kayıp olan Gülistan Doku’nun dosyasında, bir valinin oğluna uzanan bunca zamandır yaşanan yargısal sessizliği mi?

Yoksa suç örgütlerinden araba hediye alacak kadar alçalan yüksek yargı üyelerini mi?

Daha otopsisi bile yapılmadan Van Valisi ve emniyet müdürü tarafından "intihardır" denilerek üstü kapatılmak istenen Rojin Kabaiş’i mi unutalım?

Ya da Epstein dosyalarında adı geçen Fettah Tamince’nin otelinde şaibeli bir şekilde hayatını kaybeden Burak Oğraş’ı mı?

Sistematik Bir Suç Özgürlüğü

Bu tablo, münferit hatalar silsilesi mi yoksa sistematik bir "suç işleme özgürlüğü"nün ilanı mı?

Zikrettiğimiz her bir örnek, kendi içinde bir "Susurluk" karanlığı barındırmıyor mu?

Cezasızlık iklimiyle beslenen bu devasa suç organizasyonu; tüm kurumları ve aktörleriyle, düzenin ne denli yıkıcı bir pratiğe dönüştüğünün kanıtı değil midir?

Siyasi iktidar, çeyrek asrın sonunda kendisine hiçbir kanunun işlemediği ayrıcalıklı ve dokunulmaz bir zümre oluşturmayı mı amaçlıyor?

Kurumların çürümesini, yargının araçsallaştırılmasını ve nepotizmin bu denli içselleştirilmesini Türkiye'de hayatın normal bir akışı olarak görüp her şey normalmiş gibi davranmalıyız.

Çürümüş Çarkın Bedeli

Peki, sokaklarda ve okullarda çocuk yaşa kadar inen cinayetleri, insanı hiçe sayan bu iflas etmiş çarktan bağımsız düşünebilir miyiz?

Gençliği umutsuz ve yarınsız bırakan bu şiddet sarmalını görmeden adaleti nerede arayacağız?

Okullar, sadece söylemlerle ve kapı önüne çekilen ekip otolarıyla mı korunacak?

Eğitimdeki gericileşmeyi, dar gelirli öğrenciden bir öğün yemeği esirgeyen vicdansızlığı, sabunu dahi olmayan okul lavabolarını ne yapacağız?

"Acılarımızı siyasete alet etmeyin" diyenler, aslında o siyasetin yarattığı çürümenin birer paydaşı değiller mi?

Toplumun dar gelirli ve kimsesiz kesimi, tarihin hiçbir döneminde bu kadar sahipsiz kalmış mıydı?

Hayır efendim hayır! Tüm bunları unutmak suça ortak olmaktır!

Hiçbirini unutmayacağız!

Suçunuza ortak olmayacağız!

Bedeli ne olursa olsun...

Sadece haksızlığın ve zulmün karşısında susmayanlara esenlikler dilerim...