Büyüklerimizi bir bir sonsuzluğa gönderiyoruz.
Benim hayatımın mihenk taşı, çocukluğumun gençliğimin yol arkadaşı, o çok zorlu ve sancılı günleri birlikte aştığımız kıymetli amcamın ölümünden sonra ölüme ve hayata onun bakış açısıyla bakmaya başlayalı sekiz sene oldu.
Mustafa Amcam 180 boylarında, kumral, yeşil gözlü, beyaz tenli güzel bir adamdı.
Kayseri İmam Hatip Lisesinde okurken aynı zamanda Yeni Sanayi'de çalışır, kimseye yük olmazdı.
Öksüzdü.
Babasını çocuk yaşta kaybetmiş, bir tencere fabrikasında aşçı olan anasına yük olmamak için hem okur hem çalışırdı.
Abileri hayırsız, bu gence destek olacaklarına zaman zaman elindeki harçlığa bile göz dikerlerdi.
Onun yaşam mücadelesini çok severdim.
Yaz kış demez, bisikletle okula işe gider, günde ortalama 15-20 km pedal çevirirdi.
İlkokul 5. sınıfa geçince beni de yanına alıp bisikletinin arka terkisine atıp Kayseri Yeni Sanayi'deki işimize gider,
Bazen tam zamanlı bazen hafta sonları çalışıp aldığımız 3 kuruş haftalıkla evimize bir şeyler almanın mutluluğunu yaşardık.
Aradan yıllar geçti.
O, din görevlisi olarak önce vekil imamlık yapmak üzere Kayseri'nin kuş uçmaz kervan geçmez köylerinde bazen köylülerin aralarında topladığı parayla geçimini sağlamaya çalışırdı.
Asaleten atanana kadar bu süreç böyle devam etti.
Hiç şikâyet etmedi.
Evliydi, 3 çocuk babasıydı.
Çocukları çok küçüktü.
Kar kış demez, Kayseri'nin farklı köylerindeki camilerde gelen 3-5 cemaate dini ve insan olmayı anlatırdı.
Müslümanlığı eksik yanlış, kulaktan dolma bilgilerle yorumlayan yobaz bağnaz insanların ara ara iftiralarına maruz kalmasına rağmen severek doğru olanı anlatmaya devam ederdi.
Camiye gelmeyen cemaat tarafından çok şikâyet edildi ama o hiç pes etmedi.
Asaleten atanıp Kayseri merkeze geldiğinde zaman zaman köydeki yerleşik düzeni özlediğini söylerdi.
Boş durmadı, okudu.
İlahiyat Fakültesini bitirdi.
Sadece bir din görevlisi değil, akademik çalışmalarına da zaman ayırıyordu.
Bir gün ah dedi, bu kadar imam hatip açılması doğru değil, bu kadar üniversiteye ne gerek var, eğitim kalitesi düşüyor diyordu.
Sıkça ülkedeki İslam üzerine konuşan, yalan yanlış bilgiler ile Müslümanlığın dışına çıkan ama adına Müslümanlık dedikleri bir din üretiyorlar, bu gidişat çok iyi değil yeğenim derdi.
Onunla sohbet etmek; din, siyaset, yaşam, sanat, hayat hakkında konuşmak o kadar doyurucuydu ki...
Türk sanat müziği başta olmak üzere birçok sanatçıyı sever, sanat ve musiki insanın ruhunu besler derdi.
Okkalı bir tokadı, kitaplığından Mehmet Akif Ersoy'un Safahat'ını yırttığımda yemiştim.
İyi bir kitaplığı vardı.
Bir gün mide kanseri olduğunu öğrenmiş, biz de birkaç gün sonra öğrendik.
Hayatın cilvesi ya, Kayseri İmam Hatip Lisesinde birlikte okuduğu arkadaşı doktor onu muayene ederek kötü haberi veriyor.
“Mustafa” diyor, “Benim babam da bu illetten vefat etti.”
İlk teşhisi koyduğumuz andan itibaren 17 ya da 20 ay yaşadı
Ve devam ediyor doktor arkadaşı sözlerine,
“Üzgünüm, senin hastalığın seyri sıkıntılı, sen de en fazla 17-18 ay bu dünyadasın, tabii Allah'tan umut kesilmez.”
O hayat dolu, hayatı zorluklarla geçmiş, tam rahat edecek dediğimiz bir evreye girildiğini düşündüğümüz anda nereden çıktı bu kanser illeti...
Kara haber tez duyulur sözünün hızıyla amcamı ziyaret gittiğimde, hastane odasında ameliyata girmeden önce çekindiğimiz son resimde,
Üzgün halime bakarak, “Üzülme bu kadar. Bak oğul, ölüm öyle çok da korkulacak bir durum değil. Hani hepimizin bildiği "Her canlı ölümü tadacaktır" sözü var ya.
Hah işte tatmak, hani lezzetli bir yemeği ya da yeni çıkan bir meyveyi tatmak gibi düşün.
Ölüm yeni bir başlangıçtır.
Anne karnındaki bebeğe, hadi sen gel artık, bak burada seni seven insanlar var ve senin bir dediğin iki edilmeyecek, her ihtiyacın karşılanacak, herkes seni el üstünde tutacak, çok sevileceksin deselerdi,
Anne karnındaki çocuk, hadi oradan, buradan daha rahat yer mi olur diye cevap verirdi.”
Bu konuşmanın üzerinden 17 ay sonra amcamı, o çok sevdiği annesinin yanına gönderdik.
Babaannem de genç yaşta kanserden vefat etmişti.
O günden sonra ölüme ve hayata bakışım hep böyledir.
Ölümü tatmak asla beni korkutmuyor.
Evet, yaşam güzel. 93 yaşında hayata tutunmak isteyen bir büyüğüm, ben bu hayatı çok sevdim, ölmek istemiyorum demişti.
Hepimiz hayatı sevelim.
Sevdiklerimizin ölümüne şahitlik etmek çok üzücü.
Hepimizi de bir gün uğurlayacaklar, biliyoruz.
Ama ben onların ruhlarının huzur bulduğu daha güzel bir alanda mutlu olduklarına ve biz sevenlerini yalnız bırakmadıklarına inanıyorum.
Sayın Valilerimizin ardından, Belediye Başkanımızın ardından, MHP İl Başkanımızın o çok sevdiklerini uğurladık.
Allah'ım hepsinin mekânını cennet eylesin.
Kalın sağlıcakla.
Hepinizin kirpiklerinden öperim.