Kur’an’da Allah’ın kudreti ve yaratılıştaki ayetleri sürekli anlatılır. Ancak insanın kendi gücüyle
olağanüstü işler yapması, gaybı bilmesi, istediği zaman mucize göstermesi veya insanüstü yetkilere
sahip olması kabul edilmez.
Kur’an, peygamberleri de insan olarak tanıtır ve onları olağanüstü güç sahibi kişiler hâline getirmez.
1. Resul, “Ben sadece bir insanım” der
Kehf 18:110: “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu
vahyediliyor.” Resul, kendisini insanüstü bir varlık olarak tanıtmaz. Onu diğer insanlardan ayıran şey;
bedeninin, gücünün veya gizli yeteneklerinin farklı olması değil, vahiy almasıdır.
Fussilet 41:6: “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu
vahyediliyor.”
Kur’an’ın vurgusu açıktır: Resulün üstünlüğü mucize gücü değil, kendisine gelen vahiydir.
2. Resul, “Gaybı bilmem” der
En‘âm 6:50: “De ki: Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum; gaybı da bilmem. Size
melek olduğumu da söylemiyorum. Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum.”
Bu ayette üç önemli sınır çizilir: * Allah’ın hazineleri resulün elinde değildir. * Resul gaybı bilmez.*
Resul melek değildir. * Yalnız kendisine vahyedilene uyar.
Kur’an’a göre resul, geleceği bilen veya görünmeyen âlem üzerinde istediği gibi tasarruf eden biri
değildir.
3. “Kendime bile fayda ve zarar veremem” der
A‘râf 7:188: “De ki: Allah’ın dilediği dışında kendime ne bir yarar ne de bir zarar verebilirim. Gaybı
bilseydim elbette çok hayır elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben ancak inanan bir topluluk
için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.”
Bu ayet, resulün kendi başına sınırsız güce sahip olmadığını gösterir. Eğer gaybı bilseydi:
* Gelecekte olacakları önceden öğrenirdi. * Kendisine gelecek zararlardan korunurdu. * Çok daha
fazla fayda elde ederdi. Fakat resul bunu açıkça reddeder.
4. İnsanlar mucize istediklerinde, cevap vahye yönelir
İsrâ 17:90–93: İnkârcılar resulden: * Yerden kaynak çıkarmasını, * Bahçeler oluşturmasını, * Göğü
üzerlerine düşürmesini, * Allah ve melekleri getirmesini, * Göğe çıkmasını isterler.
Resulün cevabı şöyledir: “Rabbimi tenzih ederim! Ben, elçi olarak gönderilmiş bir insandan başka
neyim?” Kur’an burada önemli bir ölçü koyar: İnsanlar olağanüstü gösteriler ister; resul ise “Ben
gönderilmiş bir insanım” diyerek kendisini insanüstü güçlerden ayırır.
5. “Mucize getirmek benim elimde değildir”
Ra‘d 13:38: “Hiçbir resul, Allah’ın izni olmadan bir ayet getiremez.” Burada “ayet”, Allah’ın
gösterdiği delil ve işaret anlamında kullanılır. Resul, kendi isteğiyle olağanüstü olay üretmez.
Yetki insanda değil, Allah’tadır.
6. Resulün görevi gösteri yapmak değil, tebliğ etmektir
Ankebût 29:50: “Dediler ki: ‘Ona Rabbinden ayetler indirilseydi ya!’ De ki: Ayetler ancak Allah’ın
katındadır. Ben ise sadece açık bir uyarıcıyım.”
İnsanlar olağanüstü işaret beklerken resul şöyle der: “Ben sadece açık bir uyarıcıyım.” Resulün görevi:
* İnsanları uyarmak, * Vahyi bildirmek, * Gerçeği açıklamak, * İnsanları düşünmeye çağırmaktır.
7. Kur’an, kendisini yeterli delil olarak sunar
Ankebût 29:51: “Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Şüphesiz
bunda inanan bir toplum için rahmet ve öğüt vardır.”
Bu ayet çok önemlidir. İnsanlar başka mucizeler isterken Kur’an şöyle sorar: “Kendilerine okunan
Kitabı indirmemiz yetmedi mi?”
Yani Kur’an’ın ortaya koyduğu delil; sadece olağanüstü bir olay değil, okunan, düşünülen, sorgulanan
ve hayatla karşılaştırılan bir Kitaptır.
8. Kur’an, akıl ve düşünme üzerinden meydan okur
Kur’an, “Bana inanmak için bir insanın olağanüstü güç göstermesini bekleyin” demez. Bunun yerine
insanı düşünmeye çağırır. Nisâ 4:82:
“Hâlâ Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başkasının katından olsaydı, içinde birçok çelişki
bulurlardı.” Kur’an’ın meydan okuması şudur:
“Kur’an’ı inceleyin; düşünün; içinde çelişki bulabiliyor musunuz?” Bu, akla ve araştırmaya yapılan bir
çağrıdır.
9. Kur’an, benzerini getirme konusunda meydan okur
Bakara 2:23: “Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz, onun benzeri bir sure getirin…” Yûnus
10:38: “Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Öyleyse onun benzeri bir sure getirin…” Hûd 11:13:
“De ki: Eğer doğruysanız onun benzeri on sure getirin…” Kur’an’ın meydan okuması; bir insanın
havada uçması, gaybı bilmesi veya olağanüstü gösteriler yapması değildir.
Meydan okuma, vahyin kendisi üzerindendir.
10. Kur’an, kâinatı Allah’ın ayetleri olarak gösterir
Fussilet 41:53: “Varlığımızın ayetlerini onlara ufuklarda ve kendi nefislerinde göstereceğiz ki onun
gerçek olduğu kendilerine açıkça belli olsun.”
Kur’an insanı: * Göklere, * Yeryüzüne, * Canlılara, * Kendi yaratılışına, * Evrenin düzenine bakmaya
çağırır. Âl-i İmrân 3:190:
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için ayetler vardır.”
Kur’an’ın delil anlayışı, yalnız olağanüstü olaylar değildir. Kâinatın düzeni de Allah’ın ayetidir.
Sonuç
Kur’an’a göre: ❌ Resul Allah değildir. ❌ Resul melek değildir. ❌ Resul gaybı bilmez. ❌ Resul kendi
başına fayda ve zarar veremez. ❌ Resul istediği zaman mucize gösteremez. ❌ Resulün görevi keramet
sergilemek değildir.
✔ Resul, Allah’ın vahyine uyan bir insandır. ✔ Görevi vahyi insanlara ulaştırmak ve uyarmaktır. ✔
Kur’an, insanı aklını kullanmaya çağırır. ✔ Kur’an, kendi iç bütünlüğüyle meydan okur. ✔ Kâinat ve
insanın yaratılışı Allah’ın ayetleri olarak gösterilir.
Kur’an’ın çağrısı şudur: “İnsanın olağanüstü gücüne değil, Allah’ın ayetlerine bakın. Kişileri
yüceltmeyin; vahyi okuyun. Körü körüne inanmayın; düşünün, araştırın ve delilleri değerlendirin.”
Kur’an’ın delili, insanın kerameti değil; vahyin kendisi, akıl, yaratılış ve kâinattaki ayetlerdir. Mucize
tarikat tasavfufçuların Nebi Resulleri Allah ile yarıştırması ile kendilerine pay çıkartması uydurduğu
yalana rant uğruna inanması.