Sıkı Tutunun, Nuran Hocam Bizi Marka Şehir Yapmaya Geldi.

Bizim ülke coğrafyasının etkisinden midir, yoksa havasından suyundan mı ya da genlerden mi bilinmez...

Şöyle kendimizden az biraz statüsü orta ya da düşük profilli topluluklara girince,

Başlarız karşımızdakilere bir tepeden bakmaya.

Valiliğimiz bünyesinde 27-28 Haziran tarihinde düzenlenecek olan Ihlara Balon Festivali'nin tanıtım toplantısı için ilimiz ulusal ve yerel gazetecilerine bilgilendirme toplantısı düzenlendi.

Sayın Valimiz, her zamanki enerjisiyle Aksaray’ın tanınırlığı ve marka yolunda ilerlemesi için ilk kez düzenlenecek balon festivalini bizlere heyecanlı bir sunumla anlattı.

Gerçi salondaki meslektaşlarım, sunumlar bitene kadar afyonları patlamamış bir şekilde Sayın Valimizi sabırla dinledikten sonra...

Kıymetli meslek büyüğümüz mü desem, CV’nize bakınca hocam mı desem bilemedim.

Balon Festivali danışmanı mı basın ya da marka yönetimi uzmanı mı desek bilemedim amaaa,

CV’sinden edindiğim bilgilere göre,

Ankara Üniversitesi İletişim Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve köşe yazarı Prof. Dr. Nuran Yıldız,

Ki Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu mezunu kendisi,

Akademisyen, gazeteci, köşe yazarı; hem de ulusal mecralarda TV yorumcusu...

Tam donanımlı hocamız kürsüden Aksaray yerel ve ulusal basın mensuplarına seslenirken,

İlk cümlesi:

“Ben kameralara çok alışığım, emme bu kadar kamera karşısında konuşmakta zorlanıyorum; çekin şu kameraları” sözleriyle basın emekçilerine ilk ayarı verdikten sonra,

“Aksaray’a davet edildiğimizde bizim Aksaray’da ne işimiz var, çünkü Aksaray bizim için unutulmuş bir şehir dedik,

Sonra geldik ve bütün ekip Aksaray’a âşık olduk” demez mi?

Şimdi hocam, kıymetli meslek büyüğüm,

Koskoca akademisyen, ulusal basında boy gösteren aristokrat, seküler hocam...

Aksaray’ın sizin gözünüzde bir taşra olduğunu, hâlihazırda konuşmalarınızdan anladık da...

Bir iş için davet edildiğiniz şehre gelmeden önce güzel bir araştırma yapsaydınız, şöyle bir baksaydınız Aksaray’a,

Senede 1 milyonu aşkın, dünyanın birçok ülkesinden turistin geldiğini görürdünüz.

Dünyanın ilk insan yaşayan kanyonu olan Ihlara Vadisi’ni, İslam ve Hristiyanlık dünyasının önemli eserlerinin bu ilde olduğunu bilirdiniz.

Yerel ve ulusal gazetecilere ayar vermeden önce, onların ne zor şartlar altında çalıştığını, yerel ve ulusal gazetecilerin sorunlarını bir dinleseydiniz...

Bir eli devletten maaş alarak, diğer eliyle ulusal medyada boy göstermek güzel olsa gerek.

Aksaray’ın tanıtımı için bu gazetecilerin gönderilen her metni haber mecralarında yayınladıklarını,

Aksaray için il dışında yapılan tanıtım faaliyetlerine, Aksaray’ın ulusal ve yerel gazetecilerinin davet edilmediğini...

Onca paralar verilip, sosyal medya fenomenleri başta olmak üzere birçok ulusal gazeteci burada krallar gibi ağırlanırken,

İlin tüm yükünü çeken gazetecilerin yok sayıldığını,

“Aman sadece olumsuz haberler yapmayın” diye, arada bir böylesi organizasyonlara davet edildiğimizi de sorup soruştursaydınız.

Ankara’dan, ülkenin dört bir yanına paket programlar hazırlayanların tavsiyesiyle, devletin imkânlarıyla illere “sizleri marka şehir yapacağız” çalışmalarını,

İnanın buradaki birçok basın mensubu da yapar.

Masada otururken bizlere “Gazeteleriniz neden siyah-beyaz?” diye sordunuz,

“Yerel gazetelerin durumu nedir” diye sormadınız.

Cemiyet Başkanı Celil Acar’a “Siz ne mezunusunuz?” diye sordunuz,

Aksaray yerel ve ulusal basını hakkında bize sorular sormadınız.

Size, “Aksaray’da sahada birkaç gün çalışalım” teklifimizi bile ciddiye almadınız.

Özetle, Aksaray’a iyi niyetli bir dokunuş için gelmiş olabilirsiniz.

Ama bu, geldiğiniz ilin insanlarına ve tüm yükünü çeken basın mensuplarına tepeden bakma ve ayar vermeye çalışma hakkını size vermez.

Bu ile gelip “Sizi marka şehir yapacağız, tanıtacağız” diye gelen giden insanların ve ajansların çetelesini çıkarsak,

Buradan Ankara’ya yol olur,

Kalın sağlıcakla.

Hepinizin kirpiklerinden öperim.