Mümin Japon Kardeşlerimizden Hiç mi Örnek Almadınız?

Ülke soğuktu, sıcacık evlerinde birbirlerine son kez, “iyi geceler” dediler.

Anneler, son kez çocuklarını alınlarından öptü, sonsuz uykuya yolladı.

Evli çiftler, yemeğin ne kadar tuzlu olduğu gibi basit konularla,

Aynı odayı paylaşan kardeşler, “kapat artık şu bilgisayarı” diye son tartışmalarını yaptılar.

Gece mesaisinden yorgun argın eve gelen baba, salonda öylece uyuya kaldı.

Hafta içi sınavları olan üniversiteli ya da liseli gençler, uykuya direnerek son kez ders notlarını gözden geçirdi.

Ertesi günü heyecanla bekleyenler, belki erkenden, belki heyecandan uyuyamadı.

Evet, ülke çok soğuktu ama huzurlu evleri, sıcak umutları, taze yarınlara güzel planları olan on binlerce vatandaşımız,

6 Şubat sabahı bir daha uyanamayacaklarını düşünmeden sonsuz ve derin bir uykuya daldılar.

Gidenler çok şanslıydı.

Onlar sessizce en güzel hatıralarıyla giderken, kalanların yaşadıkları acıyı asla göremeyeceklerdi.

Öyle ya, korkunç bir kabusla uyanıyorsunuz;

5 metre ileride, uğruna hayatınızı feda edeceğiniz en sevdiklerinizin gözlerinizin önünde acı çığlıklarına şahitlik ediyorsunuz ve elinizden bir şey gelmiyor.

Kimileri yaşanan bu doğa olayına “asrın felaketi” dedi.

Kimileri “mukadderat”, hatta işin içine yaratıcıyı karıştırıp “ne yapalım, Allah’tan geldi” diyenler bile oldu.

Hatta bazı sapkın düşünceler çok daha farklı cümleler kurarak, “günahkâr halkın bir cezalandırılması” bile dedi (Gölcük depremindeki söylemleri hatırlayalım).

Kimse de demedi ki: “Ulan, dünya var olduğu günden bu yana bu depremler oldu ve olmaya devam edecek. Deprem öldürmez, ihmal öldürür.”

Ülkemde en büyük lüksü ve hayali ev almak olan milyonlarca vatandaş, evini alırken sorgulamadı.

İnşaatları yapan hırsız müteahhitten mühendisine, onlara izin veren belediye yetkililerine kadar uzanan ihmaller zincirine kimse müdahale etmedi.

Dini bütün Japonya’da, bizim ülkemizdeki Richter ölçeklerinden kat ve kat üstün olan depremlerden etkilenmeyen, beş vakit namazını kaçırmayan Japonya’yı kimse örnek göstermedi.

“Türkler ne yapmış olmalı ki Tanrı’yı bu kadar kızdırdı?” diyen İspanyol kurtarma ekibinin sözlerini kimse duymadı.

6 Şubat depreminin ardından yaşanan onca olumsuzluğu anlatanları susturanlar, kendi ihmallerini enkaz altındaki çığlıklarla gizlerken,

Hafızalarımızda çadır satanlar, milyarlık müteahhitler, sembolik adli işlemler, geciken yardımlar, asla net rakamını bilemeyeceğimiz hayatını kaybeden yurttaşlarımızın yakınlarının acı feryadı kaldı.

6 Şubat’ın üzerinden 3 sene geçti.

İnşaat sektörü ülkemizde büyümeye devam ediyor.

3 yıl içinde depremden nasıl bir ders çıkardık, yeni inşaatlarda durum nedir diye kısa bir araştırma yaptım.

Genç bir mimar kızımızın inşaat alanında, o inşaatın müteahhidi tarafından “eksik malzeme kullanıyorsun” sözleri üzerine bıçakla kovalandığını gördük ve yazdık.

Sonuç?

‘İnşaatın eksikleri var diye imza atamam’ diyen genç mimar, şans eseri eli bıçaklı gözü kara müteahhidin elinden kurtuldu ama o müteahhidin binası yeni bir tabut olma yolunda yükseliyor.

Yok anam babam, yok.

Balık hafızalı olunca, yaşanılan asrın değil bin yılın felaketi de olsa ders falan çıkartamayız.

Yapı denetimi patrondan parasını aldığı sürece, dün yaşananları bu kadar çabuk unuttuğumuz ve yapanın yanına kâr kaldığı bir adalet sistemi olduğu sürece,

Maalesef biz geçmişten ders falan çıkartamayız.

Devlet dediğimiz mekanizma zaten vatandaşı odaklı çalışır.

Millet devleti kurar, devletin milletine yaptığı hizmetler bir lütuf değil, asli görevdir.

Kalın sağlıcakla.

Hepinizin kirpiklerinden öperim.