İlk Yalanın İzinde

Bazen düşünüyorum…

İlk yalan ne zaman söylendi?

Belki bir avcı, arkadaşlarına tehlike olmadığını söyledi.

Belki biri bulduğu yiyeceği saklayıp, “Burada hiçbir şey yok” dedi.

Belki de bir çocuk, kırdığı şeyi soran annesine gözlerinin içine bakıp, “Ben yapmadım” dedi.

Gerçek şu ki, ilk yalanın ne zaman söylendiğini hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Çünkü insan, yazıyı icat etmeden binlerce yıl önce konuşuyor, düşünüyor, birbirini kandırıyor ve kandırılmamaya çalışıyordu.

Üstelik aldatma yalnızca insana özgü değil.

Hayvanlarda da benzer davranışlar görülüyor

Örneğin şempanzelerde bazı bireylerin yiyecek kaynaklarını rakiplerinden saklamak için yanıltıcı davranışlar sergilediğine ilişkin deneysel çalışmalar var.

Daha da ilginci, bazı çalışmalar şempanzelerin rakiplerinin neyi görüp görmediğini hesaba kattığını gösteriyor.

Bu, yalnızca otomatik bir davranıştan ziyade sosyal bilişin devrede olabileceğini düşündürüyor.

Bu nedenle bazı bilim insanları, aldatmanın insanlık kadar eski, hatta ondan da eski olabileceğini düşünüyor.

Ama insanı farklı kılan bir şey var: Dil.

Çünkü dil ortaya çıktığında artık yalnızca davranışlarımızla değil, kelimelerle de başkasının zihninde olmayan bir gerçek yaratabiliyorduk.

Aslında iyi bir yalan söylemek hiç de basit değil.

Karşındaki insanın ne bildiğini ne bilmediğini ve söylediklerine nasıl tepki vereceğini hesaplaman gerekiyor.

Araştırmalar da çocuklarda zihin kurma becerisi ile yalan söyleme arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösteriyor.

Yani yalan belki de sadece kötülüğün değil, zekânın ve sosyal zekânın da bir ürünü.

Belki ilk yalan hayatta kalmak içindi.

Bir tehlikeyi gizlemek…

Bir yiyeceği korumak…

Bir rakibi yanıltmak…

Ya da kendini korumak…

Sonra yalan hayatımızın her yerine girdi.

Aşka, dostluğa, aileye, siyasete…

Ve belki en acı tarafı şu oldu:

İnsan sadece başkalarına değil, kendisine de yalan söylemeyi öğrendi.

Çünkü başkasını kandırdığında karşında başka biri vardır.

Ama kendini kandırdığında…

Hem yalancı hem de o yalana inanan sensindir.

Belki bu yüzden yalanın tarihini araştırırken asıl sormamız gereken soru, “İlk yalan ne zaman söylendi?” değil.

İnsan, gerçeğin canını acıttığı ilk anda onu değiştirmeyi ne zaman öğrendi?

Belki de ilk yalanın tarihi, insanlık tarihinden bile eski değil…

İnsan zihninin içinde başladı.

Sosyolojik açıdan yalanı yalnızca bireyin ahlaki tercihi olarak görmek eksik kalır.

Erving Goffman’ın gündelik hayatı bir tür “sahne” olarak ele alan yaklaşımında, insanlar toplum içinde kendileri hakkında belirli bir izlenim yaratmaya çalışırlar.

Bu açıdan yalan, yalnızca gerçeği gizlemek değil, toplumdaki konumumuzu, ilişkilerimizi ve başkalarının gözündeki kimliğimizi yönetmenin bir yolu haline gelebilir.

Émile Durkheim’ın toplumsal düzen anlayışı açısından bakıldığında ise gerçek ve yalanın ne olduğu bile içinde yaşadığımız toplumun değerleri ve normlarından bağımsız değildir.

Yani bazen insan yalan söylediği için değil, toplumun ondan beklediği role uyabilmek için gerçeği saklar.

Anlaşılan o ki büyük ya da önemsiz, yalan söylemeyen insan yok.

Peki siz ilk yalanınızı kime ve ne zaman söylediniz?