Bir rüya düşünün… İçinde koşarsınız, sevinirsiniz, kızarsınız, korkarsınız. Rüya anında hepsi gerçektir; fakat uyandığınızda o dünyaya dair her şey silinip gider. Dünya hayatı da bunun gibidir. İnsan yaşarken acıları, hırsları, başarıları, hayal kırıklıklarıyla tüm kalbini doldurur. Oysa hayatın bir anda değişen yüzü, ölümün şaşırtıcı kesinliği ve zamanın geriye döndürülemez akışı bize sürekli şunu fısıldar: “Burası bir geçit, bir misafirhane…
Dünyanın rüya oluşu, varlığı inkâr etmek değildir; tam tersine varlığın özündeki geçiciliği fark etmektir. Bu farkındalık insanı hayattan koparmaz, bilakis hayata daha bilinçli sarılmasını sağlar. Çünkü bilir ki elindeki nimetler birer emanet, kayıplar birer imtihan, karşılaştığı insanlar birer sınavdır. Bu bakış, insanı hem mütevazı yapar hem de özgürleştirir. Zira sahip olduklarını kaybetme korkusu azalır; çünkü rüyada bir eşyanın kırılması ya da bir evin yanması insanı nasıl sarsmazsa, dünyanın çalkantıları da benliğine o denli zarar vermez.
Öte yandan bu benzetme, insanı umutsuzluğa değil, bilgelik dolu bir dirilişe çağırır. Eğer dünya bir rüyadan ibaretse, öyleyse asıl gerçekliğe hazırlanmak gerekir. Kırıp dökmenin, aşırı hırsların, anlamsız kavgaların, küçük hesapların hiçbir değeri olmayan bir sahnede yaşadığımızı anlamak, davranışlarımızı da arıtır. İnsana verilen ömür sermayesi sınırlıdır; bu sermayeyi geçici olanın peşinde tüketmek yerine kalıcı olana yönelmek gerekir.
Belki de en büyük yanılgı, hayatın hiç bitmeyeceğini zannetmektir. Oysa insan her sabah uyandığında aslında iki kez uyanır: biri dün gecenin rüyasından, diğeri ise hayat rüyasına. Ve her gece uykuya dalarken, bu dünya perdesinin kapanabileceğini hatırlatır insana. İşte bu yüzden bilge insanlar, her günü son günü gibi yaşar; her iyiliği son iyiliği gibi yapar; her sözü son sözleriymişçesine özenle seçerler.
Dünya rüyası, faniliği hatırlatırken aynı zamanda kıymet bilmeyi de öğretir. Çünkü kısa olan her şey daha değerlidir. Bir damla suyun çöl ortasında anlam bulması gibi, bir tebessüm, bir iyilik, bir merhamet davranışı da dünyanın geçiciliği içinde çok daha büyük ışığa dönüşür.
Mevlana Celaleddin-i Rumi "kuddise sirruh" hazretleri, dünya hayatının bir rüya olduğunu şu misalle anlatır:
Bir zaman adamın biri hamama gitmişti. Hamamda göbek taşının üzerine uzanıp terlemesini bekliyordu. Biraz sonra aynen kendisine benzeyen bir adam girdi hamama. Adamın yanında tellaklar, etrafında hizmetçiler.
Kim olduğunu sordu, padişah olduğunu söylediler. Adamı hamamın en temiz ve lüks kısımlarından birine aldılar. Göbek taşının üzerinde yatan adam, gelen kişinin kendisine bu kadar benzemesine hayret etmişti, kim imiş bu diye bir bakmak istedi. Adamın odasını açıp baktı ki, adam ölmüş.
Fırsat bu fırsattır. Nasıl olsa bu adam bana tamamen benziyor, alıp bunu göbek taşına yatırayım, ben de bunun yerinde kalırım, biraz sonra gelen hizmetçiler beni o adam zannederler diyerek adamı düşündüğü gibi kendi yerine koyup, kendisi de onun yerine geçti.
Biraz sonra hakikaten beklediği gibi tellaklar gelip terleyip terlemediğini sordular ve kendisini iyi bir yıkadılar. Adamın işi yolunda idi. Biraz sonra padişah olacaktı. Keyfine göre yıkandıktan sonra hamamdan giyinme odasına aldılar. Üstünü başını kuruladılar. Hizmetçiler etrafında dört dönüyorlardı.
Elbisesini giydi, dışarıda kendisini bekleyen arabasına bindi ve gayet muhteşem sarayına vardı. Padişaha çok benzediği için kimse şüphelenmiyordu bile. İçeri girdi. Etrafında hizmetçiler, cariyeler, ne emredersiniz efendim, diye emrini bekliyorlardı.
Fakat kendisi hiç açık vermeden: "Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın!" gibi etrafa emirler veriyor, zenginliğin tadını çıkarıyordu.
Birden suratına şak diye bir tokat yedi. Gözünü açtı ki, hamamda göbek taşının üzerinde yatmakta, temizlikçiler gelmiş hamamı temizlemekle meşguller ve kendisine:
Kalk be adam sabahtan beri yatıyorsun! Yeter artık yattığın, temizlen de çık diyorlardı.
Adamcağız anladı rüya gördüğünü, "eyvah" dedi ama elden ne gelirdi ki?
Sonuç olarak dünya hayatı da işte böyle bir rüyadan ibarettir. Bir gün yattığın uykudan uyanırsın ama neye yarar? Dolayısıyla bu bilinçte olmak da bizi hayattan uzaklaştırmak için değil, hayatı doğru anlamak için vardır. Hakikati bilenin adımları hafiftir; yükü azdır; gönlü geniştir. Rüya olduğunu bilerek yürümek ise insana hem huzur hem de derin bir farkındalık kazandırır. Ve belki de işte bu nedenle, asıl uyanış ölümle değil; dünyayı rüya olarak görebildiğimiz an başlar.