Ayarını Bozduğun Kantar Gün Gelir Seni De Tartar…

Gününüz bittiyse dağılın bakalım gazeteciler.

Bir 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü de bol kaotik bir muhabbetle kapattık.

Kıymetli meslektaşım Nazmi Çalışkan, sosyal medya hesabından gazetecilik mesleğine farklı bir açıdan bakarak şöyle bir söz paylaşmış:

“Eğer bir ülkenin kendi insanlarını aldatan bir medyası varsa, o ülkenin başka düşmana ihtiyacı yoktur...”

Yıllardır meslektaşlarımıza hep söylediğim bir söz vardır.

“Arkadaşlar, ortada bir gerçek var ve siz bu gerçeği görmemek için elinizden geleni yapıyorsunuz” dediğimde;

“Haruncuğum, hepimizin yayın politikası, beşerî ilişkileri var. Evet, belki söylediklerinde haklısın ama biz böyle haber yapamayız, bunu göremeyiz” sözlerini çok duyduk.

Bu sözleri söyleyenlerin, istemeye istemeye toksik ilişkiler içinde yanladıkları, görmezden geldikleri her hareket;

Yerelden ulusala hep yanlış bilgilerle dolu bültenler olarak kayıtlara geçti ve bu durumun adına gazetecilik, habercilik, gazeteci kimliği eklendi.

Etliye sütlüye karışmadan, “Benim gemim yürüsün, geri kalanı sürünsün” diyen zihniyet;

Bir gün işlerin sarpa saracağını hesap etmeden, yine kendi çıkarlarına dokununca sesini yükseltse de ortağının bile kendisini duymayacağını hesap etmemişti.

Sıradaki sarı öküz kim?

Ben dâhil bu ilde birçok gazeteci, sadece haber yaptığı için; yine yalaka meslektaşlarımızın köpürtmesiyle ötelendik, itelendik.

Ama “Bey beyliğinden bir şey kaybetmedi” misali, çok yalnız kaldığımız dönemlerde duruşumuzdan taviz vermedik.

Kendilerine alan açmak için sürekli diğer basın mensuplarını kötüleyen şeref yoksunlarının kalplerindeki kötü niyeti bilen yüzlerce dostumuz da bunlara prim vermedi.

Kazandılar; hep birilerinin haklarına girerek, yalan söyleyerek, çalım atarak, az çok demeden dünyalıklarını kazandılar.

Ne oldu biliyor musunuz?

Bunlar birilerinin üstüne basarak kazandıkça itibarları yok oldu.

Onlar hakkında; “Bunların dini imanı para”, “Para için bunların yapmayacağı iş yoktur”, “Bunlar ikiyüzlü”, “Bugün yanındaymış gibi göründükleri herkesi seçim sathında satar” dediler ve sattılar.

Sata sata bir şeyleri kazandılar ama bu kazançlarının hayrını göremediler.

Gün gelir, sata sata tükettiğin hayatında en yakınların bile seni bir çırpıda satar.

Omurgasızlar her yere evrilir.

Bir gün bu omurgasızların başına bir iş gelmişti.

Diğer omurgasız da yanıma gelip — ki 3 gazeteci meslektaşım şahittir bu duruma —

“Gel” dedi, “Hasta yatağında sevilir.”

O zamanlar benim matbaamda gazetesi basılıyordu.

“Basma bunun gazetesini, yok olsun gitsinler” demişti.

Vicdan sahibi olarak “Düşmüşe bir de biz vurmayalım” demiş, olaydan sonra 2 yıl gazetesini basmıştım.

Aynı omurgasız, bana “Yok et bu adamı” dediği kişiyle ortak oldu.

Hem de nasıl bir ortaklık…

Bizlere yemin billah ederek söz vere vere, bizlere çelme atarak…

Apar topar bir akşam vakti, kendisini en ufak bir polemikte yalnız bırakan bu şahıs,

Bana “Yok et bu adamları” dediği adamla iş birliği yaparak bizleri satmıştı.

Şimdilerde kalkmış, maddi olarak canı yanmaya başlamış; “Hulelel hulelel” diyor.

Eee…

Ayarını bozduğun kantar gün gelir seni de tartar.

“Onu boş ver, bunu s.. et, o or.s...” diye diye meslektaşlarını kötüleyen zihniyet, bir gün seni de satar dostum.

Ne diyordu Konya’da bir önceki Basın İlan Kurumu Genel Müdürü?

“3-5 kuruş için birbirini satan insanlar, akşam yastığa nasıl kafasını koyuyor?”

Sizin böyle bir düşünceniz hiç olmadı; böyle düşünceleri olmayanlardan da olmadı.

Kısa hayatınızda birkaç pul için meslektaşlarınızı ezerseniz, aynı akıbeti yaşarsınız.

Ama siz bu sözleri de zaten anlamazsınız.

Kalın sağlıcakla.

Hepinizin kirpiklerinden öperim.